Yüzüne asılmış sırıtık ağızla, kendisini şaklaban,
sessizliğini sağırlık,
ağırlığını sakatlık sananlar oldu.
Belindeki kılıç korkuttu çoğunu, hiç insan kanı izi olmamasına rağmen. Kokusunu alanlar kaçtı, kaçamayanlar geniş galvanizli tıkaçlar ile ancak durabildi. En saf hali ile evrene gönderdiği acısını dindirecek çare, en kısa zamanda göndereni bulur, dedi bir gün. Yorgun gibiydi.
Bütün vücut olarak sofraya gelen hayvanlardan söyledi bir tane. Yanına da kırmızıya çalan bir sos. Hububat kamyonundan yeni inmiş yemişler. Taşlaşmış tuz. Biraz da sözcük.. Doğal bir uçuruma dönüştü yemek gelince. Kendinden geçti, çıktı. Ağlamaklı oldu. Kıvrak bir karate-do hareketi ile bir bacak yakaladı. Zamanında cıvıl cıvıl öten, zamansız fırına girmiş ve şansı biraz yaver gidip erik şekerinde pişmiş yağlı bir bıldırcın yavrusu idi bu. Gözleri dik dik bakardı canlı olsa ama şu anda sadece somurulurken çıkan ıslık sesini oluşturmaya yarıyordu göz çukuru. Bıldırcın bitmek üzereydi ki insan azmanı, haliyikiyar, sert bir adam geldi ve masaya yumruğunu vurarak "seeeen" dedi. Kimisi bir, kimisi birkaç kez zıplayan masadaki çatal, bıçak, tabak ve tuzluklar sessizce savunmaya geçtiler. Gözlerini yumdular. Olabilecekleri tahmin ederek kulaklarını da kapatmak istediler, ama olmadı.
No comments:
Post a Comment