Showing posts with label Kesis. Show all posts
Showing posts with label Kesis. Show all posts
Degistiremezsin ki cogu seyi.
Dusundun bitti gecti, biraz rahatla simdi.
Durumlarda bir tuhaflik hep vardi gitti.
Biraz surda uyusam Vito gelir mi belki.

Bir ben, burda boyle buyusem.
Hepsi cok guzel ama once bilirsen.
Yukarda bekleyenler,
Sorar, yazar, hep cizerler.
Yukarda hep dengede,
Durur butun gezegenler.

Bonus track:

Sabah sabah dala tirmanmaktan da olabilir
ama oyalanmaktan basim agridi.

Cok fazla onu, bunu, bu kadar insani kim doldurdu evin gobegine bilmem ama.
Hava da fena sicak, dagitmazsam kalabaligi, aklim iyice fenalascak durduk yere.

Sebep buldurtma yine sabah sabah,
Zaten pek yorucu hep eksik hissedip, hic eksik olamamak.

Hatirladigim kadriyla da sakinlesebiliyorum,
O yuzden bir an once su bas agrisinin gecmesini bekliyorum.

Birilerine de kizginim sanki, ama bir yandan da hic yok gibiler.

Devrik devrik konustum yine.
Olanlari anlamaya calisanlar cok yanlis yerlerde dolaniyorlar.

Surekli ucundan donup, adami cildirtan felsefelerden felsefelere kosuyorlar. Iki saniye bir soluklanin, anlaticam simdi.

Gozleri aca aca, haklisin abi diyerek konusulan her mevzu, bulunan her teori var olan tek bir gercegin Sokrates'ten, Nietzche'den, hatta ormanin icinde yemek arayan Neanderthal'den beri sundurule sundurule, ikina ikina, ilerde 'Haa' dencek kadar, 'Bak biz bunu bilseydik, hayat bambaska olurdu' diye coluk cocuk bilincek basit bir aciklamasinin hala genel gecer bir kural olmamasi, ilkokulda bize anlatilmamasi aklimi aliyor.

Tamam soyle;

Bazen yaratik oldugumuzu unutuyoruz. Yani bir agac ya da papagan oldugumuzu, varolan hersey kocaman bir kutle de biz elmanin icinde bir boslugu dolduran, temas ettigimiz havanin sadece yaninda duran yaratiklar oldugumuzu unutuyoruz. Kendimizi fazla buyutuyoruz cunku kendimizden baska birseyi fazla anlayamiyoruz. Kendimizi herseyin en tepesine koydugumuz icin, hersey sanki sabah aksam tuvalete giden insanlar icin yaratilmis zannediyoruz.

Oysa ki daha cok bebegiz. Daha 100-150 yil once devirdik sanayi olayini ve daha az olmeyi basardik diye herseyin aciklamasinin bizim ustun zekamizin uzerinde oldugunu dusunuyoruz.

Guya karbondan gelmis makineleriz. Tastan farkimiz yok. O duruyor, biz hareket edebiliyoruz. Bizde sinirler var onda yok. Makinanin ne oldugunu bilmeden, nasil calistigini bilmeden, makinanin neden var oldugunu anlamaya calisiyoruz.

Genlerle programlanmis makina oldugumuzu ve kontrol merkezi beynin nasil calistigini, nelerden olustugunu, neden hayatta kalmak isteriz, neden empati duyariz, neden mantikli oluruz bilmeden makinanin etrafinda dolanip duruyoruz. Burda surungen, liptik, korteksi anlatmicam otur kendin ogren ama ogren.

Ogrenmeden de daha fazla lutfen teori uretip durma.
Bayadir kafam cok guzeldi. Bulanik bir hissiyat var ama tam olarak ne oldu hatirlamiyorum. Sirtimdan fil inmis, indigi yerde oksijen bulmus gibiyim. Hayal meyal karsimda dolanan birilerini, birseyleri hatirliyorum. Neyse ki cok da korkcak birsey yokmus. Onlar ayri alemlerde zaten coktan dusuyorlarmis.

Dun uyaninca hafif bir yorgunluk vardi ama neyse ki artik gecti gitti.

Bataklik hic guzel degil.

Batakligin uzerinde duran iki guzel insaniz.

Basindan beri topragi daha da suladik, kurumasina izin vermedik. Biz yaptikca yikildi, biz buldukca kayboldu. O kadar guzeliz ki batakligi senle gozumuz hic gormedi. Gozumuz birbirimizden ayirmadan sevdik digerini. Tek yaptigimiz sarilip, birbirimizi koklamakti. Baska hic bir kokuyu almadik.

Birbimizi itip, batakligin icinde kaybedene kadar. O zaman kirin icinde dolasan birbirini pis, cirkin goren iki insan olduk.

Ya bu batakliktan cikip, temizlenir ve sert zemin uzerine bir ev kurariz,
Ya da batakliktan cikabilen digerinden ayri kendi huzurunu arar.

Bu bataklikta bir ev kuramayiz, beraber saplanip kalamayiz cunku cok guzel iki insaniz. Bizim sarilcagimiz bir yere gidip uyumaya ihtiyacimiz var.
Uretmek basit bir ihtiyac.

Yemek yemek, uyumak, tuvalete gitmek, nefes almaktan bir farki yok. Bilhassa tuvalete gitmekten.

Tabi bu insanin nasil bir makina olduguna gore degisir. Algiladiklarinin miktari, makinanin icinde calisanlarin algilananlari isleyis kapasitesi ve disariya atabilmesine bagli hersey. 

Bazi makinalar hic algilamaz, hic islemez ve yer kaplar. Bunlar calismayan makinalar. 

Bazilari algilar, isleyemez ve hemen bozulur. 
Bazilari algilamadan isler ve sacmalar. 
Bunlar bozuk makinalar.

Ama iyi bir makina, uretmeye ihtiyac duyar. Iyi bir makina algilar, isler ve urun verir. Urun vermezse delirir. Uretmezse acliktan olur, kivranir, kontrolden cikar, ortalik yerde delirir.

Calan muzik: Red House Painters, Take me out
Hic cok yorgun dustunuz mu ?
Ben az once dustum.

Ani basinc degisikliklerindeki gibi oldu. Hersey bir
anda sustu. Bir anda butun algilarim kapandi.
Nefesim uyku duzenine girdi, gozlerim su
yuzeyinin hemen 1 metre altinda, bogulmak uzere,
sabitlendi.

Baktigim yeri gormuyorum, sadece seyrediyorum.

Su an karton adam gibiyim.
Yuzum , kollarim, ayaklarim, parmaklarim,
vucudumdaki butun kaslar bir anda dondu.
Durdular , vazgectiler.

Ama oldugumu sanmiyorum.
Olsem bilirdim . Cocuklugumdan beri oldugum an
herseyin farkinda olacagima o kadar eminim ki.
Yok olmayi daha kendime yakistiramiyorum.
Egom buna musade etmiyor.

Beynimin sol tarafi sizliyor..

Tam 1000 gun uyumak istiyorum. Vucudumun
yarisi suyun icinde, yarisi gunese donuk, beynimin
icinde en ufak bir dusunce kalmayana kadar
durmak istiyorum. Saclarim ruzgardan kurumus,
dudaklarim mosmor, tuz kokuyorum.

Tek bir ses yok etrafimda . Milyonlarca sessiz,
kucuk dalga.

Goz kapaklarim isinmis, kirpiklerimin hareket
ettiklerini gorebiliyorum.

Beynimin sizlamasi gecene kadar suyun icinde
kalmak istiyorum.

Nasil goremedim ben bunu?

Kontrolumu nasil kaybettim?

Kendimden o kadar emindim ki. Yolda yururken
bayilmis gibiyim. Yerin 2000 metre altinda dev bir
fosilim.

Su an cok agirlastim. Vucudumda tek bir bosluk
kalmayana kadar her seyi uzerime yapistirip
buraya geldim Kendimi surekli buyuyen,
buyudukce artik dengede tutamadigim bir balona
tiktim ve o az once patladi

Ayik duramayacak kadar uyanigim.
Artik geri de donemem.

Belli ki bu sefer akisina birakamicam.
Belli ki farkina varmadan cok fazla uzaklastim.
Belki de artik yardim istemenin zamani gelmistir.
Rutinlerimiz bizi olduruyor..

Bunca insanin icinde kaybolmamak icin sarildigimiz rutinler bizi yok ediyor.
Ise gidip geliyoruz, ise gidip geldigimiz icin kendimizi kotu hissetmemek icin spora gidip terliyoruz. Ayni yerde uyuyup, ayni taraftan uyaniyoruz. Ayni yerde yemek yiyip, ayni yerlerde sarhos oluyoruz.

Oysa bizi dunyanin en ilginc muzesine biraksalar ve gezmek icin sadece 1 saatimiz oldugu soylenmis olsa, sahip oldugumuz o 1 saati tek bir nesneye bakarak gecirmeyiz.

Rutinlerle kendimize tamamen yaptigimiz bu. Muzenin icinde kaybolmamak icin tek bir yerde cakili muzenin kapanmasini bekliyoruz.
Kuyunun icindeki 268. gunum..

Gece mi, gunduz mu pek ayirt edemiyorum artik. Arada onun geldigi zamanlar disinda kuyunun icini gormuyorum. Kuyu zifri karanlik. Duvarlardaki yazilari, kuyunun kum zeminini, ellerimi, kuyunun diger ucunu, daha onemlisi yok olup boslukta asili kalmadigimi - hala var oldugumu bir tek o geldigi zaman goruyorum.

Delirmemek icin rutinlerim var. Sarki soylemek gibi. Evet, evet.. sarki soylemek kesinlikle ise yariyor. Eskiden sabahlari uyandigimda ilk isim muzigi acmak olurdu. Artik sabahlari eskisi kadar keyifli degil.

Egzersizler. Onlar olmasaydi ne yapardim hic bilmiyorum. Kuyunun duvarina elimi koyup her saat basi saat yonunde donuyorum. Zamani kaybetmemek icin aklima daha iyi birsey gelmiyor. Bir gun olur da zamani geri dondurmek istersem, tek yapmam gereken diger yone yurumek - biliyorum.

Sesler degisti. Eskiden de kendimle konusurdum ama artik kendi sesime o kadar muhtacim ki - eger duymazsam bir gun olurum. Onceden gun icinde ilk konustugum an, uyandiktan bir kac saat sonra olursa o ani yasadigimi farkettigim icin kendimle ovunurdum. Hayatimda yalnizlikla ozgurluk arasi keyif aldigim ortalamanin ustu anlardi. Simdi ise temel ihtiyacim oldu. Konusmak ve kendimi dinlemek. Kuyunun dibinde kac kisiyiz, artik saymayi biraktim. Burdaki herkesi cok sevdigimi soyleyemem.

Disardan renklerin kayboldugunu soyleyebilir kuyunun etrafindan gecen herhangi birileri oysa bana gore kaybolmadi butun renkler, birlestiler sadece. Hayatimi kolaylastirmak icin bunun oldugunu dusunmeyi seviyorum. Yine de bazen mavi ve yesili ozluyorum. Maviyi kendime itiraf ettigimden, yesili de bildigim insanlarin sevdiginden daha cok ozluyorum. Belki bazen sariyi.. usudugum zamanlar kafamda sari rengini cizmeye calisiyorum.Algilarim arasinda artik keskin sinirlar yok. Bazen renkleri duyuyorum, bazense sesleri goruyorum.

Kuyuya nasil dustum bilmiyorum. Beni biri mi buraya birakti, kendim mi dustum hic hatirlamiyorum. Bazen kuyunun girisini hayal ediyorum. Kafami kaldirdigimda tam karsimda, gormesem de orda.

Buranin bir cikisi oldugunu biliyorum.

Kuyunun icindeki 269. gunum..


Evin icinden bir sesler geliyor..

Korktugumdan degil ama tedbir olsun diye odanin bu kosesine sigisitim. Aslinda dun sabah sikistirdim kendi kendimi buraya. Icerdekinden cekindigimden degil, bu sefer tamamen kendimle alakali bu zirvalik, anlatirim sebebini daha sonra.

Cesaret toplayip, bir anda gaza gelip ayaklandim ama biraz yavas kalksaydim daha iyiymis. Bulanti, bas donmesi, astigmatizm ve bir yere tutunma panigi gecsin evin icinde dolanip icimi bir rahatlatcam.
Senin korkacagin birsey olmadigindan emin olmak icin havaya yumruklar savurarak odalari teker teker kontrol etcem.

Hava da az sonra kararacak olmasa iyiydi.. Aydinlik ya da karanlik, ikisinden biri olsun farketmez ama bu hali beni cok rahatsiz ediyor. Sanki birileri evi terkedip gitmis de, nerde bu insanlar diye apartman bosluguna sarkmis gibi bir his. Evin icine cokmus sisman bir bulut var.

Hala bir yerlerden sesler geliyor.. Fare olamaz, her taraf kapanla dolu. Evin kendisi kocaman bir kapan, giren bir daha cikamiyor.

Evin icinde delirmesem bari..


Sen olmasan coktan kuvetin icinde boy verip, burdan cikardim ama bu sefer beklicem. Sen gelmeden bir yere gitmem. Karanliktan, yalnizliktan ya da inadimdan degil. Igne yaparken gozlerini kanini icine ceken siringaya dikmek gibi dusun. Bu ev bu gece cokse de, bir anda sabah olsa da bir yere gitmiyorum.


Koridorun ortasinda yine o sesi ensemde hissedebiliyorum.. Kulagima fisildadiklarini da duyabiliyorum. Bu nefesi bir yerden hatirliyorum. Arkami dondugumde gorecegimi taniyorum, icimden kusmus gibi biliyorum ne oldugunu.

Arkami donuyorum.. ama ne oluyor bitiyor anlamiyorum. Gorduklerimi tanimiyorum. 'Ama', 'Peki sen kimsin?', 'Herseyi nereden biliyorsun?' lar havada ucusurken, o coktan apartman boslugunda merdivenlerden momentum ala ala

Sen bari gelmeseydin de benimle, sanki biraz daha iyiydi.
Ne isin var benim terkettigim yerde.
Zaten ben yokken aramizda dumani agirlastirmissin. Bilirim, suprizleri seversin.
Otur suraya, soguk bir insan ol istersen, yine gece gunduz fenaliklar gecircek gibisin.
Daha da inatlasmaya devam edersek, birimizden catlak bir ses cikcak kesin.

Ben de otursam iyi olcak gibi,
Biraktigimda bana yercekimine karsi yardimda buluncak bir nokta secmem evin bir yerinde.
Asansore kadar midem coktan bulanmis olur, asansor boslugunu doldururum.
Bu kafayla ongoremeyecigim seyler cok fazla olcakmis gibi hissediyorum.

Bir iki fena degil arkadasla icersek gecer belki.

Bir de Ayyuk uyumus diolar..


Beni senin topraklaman gererek.. Aklima fikirler geldikce beni notrlemek zorundasin. Bu nasil biter, nasil gecer bu elektriklenme, tren raylarinin ustunde tedirgin yurur gibi gitarin telinde dolanirken buldugum melodiden kaptigim bu hastalik, ondan geriye saysam gecer mi? Havaya, dumana karisir huzur bulur muyum, mankafa mankafa sorular sormayi ne zaman birakirim, cevabi bende sifir.

Duvara kartondan pencere yapip, icine deniz koyup, kendimi yataga gomdukten sonra ruyalarda korktugum her ne halt varsa sinematografik bir solenle kovalandigim cok cok uzun bir geceden sonra, sol beyinden, orta kulakciga dogru titreyen bir bas agrisiyla uyandim.

Cizmek mi istiyorum, kizmak mi istiyorum, susmak mi daha iyi, yazsam mi ki, film ne oldu abi, su sarkilari da kaydetcektin, ee hani avrupayi gezcektin, sabah spor yalan olmus, su isler gucler ne alemde, bu aksam icer miyiz, icsek sikinti cikar mi, yarin dus alirim, o ne bicim garip gurup bakislar, sinirden bogazim agridi, kahvaltiyi iyi yapcam - aksam hafif yicem artik, su 7. kahveden sonra artik kahveyi azaltcam, o ruyada gordugum ne garip bir kareydi, boheme donus mecburi..

Simdi rahatladim, soz cildirmicam.
Tam anlamiyla sinirliyim. Surungen beyninin uzerine cikabilmis her canlinin olabilcegi en dogal haliyle sinirliyim ve bir sekilde bu sinirimi uzay bosluguna akitmam gerek.

Sakaklarim zonkluyor, midem bulaniyor, 1600'lerde Paris'te eski bir cati katinda, baktiginda pek de gorulcek birseyi olmayan bir pencere onunde, en ufak bir hareketinde gicirdayan, kirildi kirilacak bir sandalyenin uzerinde kamburu cikmis, cocukken 'Elleri ne kadar yasli' diye hafiften aciyarak baktigi dedesine benzemis, su an bes para etmez ama degeri oldukten sonra anlasilacak, teni acliktan kemiklerinin icine cekilmis, cigerleri nemden sertlesmis, alkolden kendini bir ulkenin krali zanneden bir Claude gibi sinirliyim. Becerememekten, kafamin icini disari cikartamaktan, baskalariyla ozgurluk icin savasip, surekli kendimi kendi icime hapsettigim icin kendime pek sinirliim.

Nereden geliyor bu sinir bozucu sinir? Kendimi bulmak icin yaptigim onca sacmaligin bir anlami yok, sadece kendimle gonul eglendirdim o zaman. Done done ayni noktaya gelmenin siniri mi bu, yoksa oldugum yeri gorememenin ittigi deliligi mi yasiyorum. Basip gitmek disinda kalmali bir cozum bulmak bu kadar zor olmamali. Gerci kafami bir yere birakmadan basip gitmenin de bir faydasi yok. Birakmak da yetmez, hic kimsenin dusunme ihtiyaci olmadigi topraklara gommezsem, geri cikip, beni bulur gelir pesimden bu kedi kafa.

Neye sinirlendigi bilmeden, sinirlenmek, hele hele sinirini durdurmayi da bilip, yine de sinirlenmeyi tercih etmek cok cok cok sinir bozucu.

Midem bulandi sinir kelimesini soylemekten.


Bir anda kufredesim geliyor ama hemen bir kac saniye icinde pamuk adam oluyorum. Neyse ki oyle ya da boyle, oraya ya da buraya surekli bosaliyorum. Bana bu kadari yetti, yasadigim herseyi en bastan birer birer gorup, en basa donup, nerden geldiysem oraya geri donmek istiyorum diyebilcegim yetkili birini bulana kadar, bu meseleleri kendi yontemlerimle cozmem gerek.

Peder Costa'nin evine kadar gelip onunla konusmasina ve pedere soz vermis olmasina ragmen, bu Pazar da sabah cok icmekten ayini kacirdi Claude. Hatta buyuk ihtimalle evden bile cikmaz bugun. Anca aksama yan odada yasayan hayat kadini Marie'nin eve gelmesini ve geldiginde ona hayat hakkinda yeni buldugu teorilerini anlatmayi bekler...Yazik ama Claude'a.
Ayyuk, orda misin?

Ben burdayim ama burasinin neresi oldugu hakkinda en ufak bir fikrim yok ama icinden icimi rahatlatici bir hizda, bir suru farkli renkten ve tamamen tanidik bir siralamada isiklarin gectigi gri duman bulutunun icinde bir yerlerindeyim. Ortasinda degilim, hic ortasindaymis gibi hissetmiyorum cunku.

Kesis damarim kasinmaya basladi.

Buranin diger keskin ozelligi sesler. Gozumu kapattigimda renkli cisimlere donusen, kendimi biraktigimda icimi temizleyen, kulagimi kapattigimda ruzgara donusen sesler.

Bir dakika, ben burayi hatirliyorum. Seninle buraya daha once gelmistik. Bu evrende mi, yoksa 8 duyulu oldugumuz suyun icinde mi bilmiyorum ama seninle daha once burdaydik. Yurudukce hatirliyorum birer birer bildiklerimi. Ayyuk, burayi biz yaratmistik. Daha insanlar varolmadan daha once, o buyuk patlamadan once, herkesin ayni isigin icinde uyudugu, zamanin bir anlami olmadigi bir vucudun icinde bulmustuk burayi.

Belli ki sen burda degilsin. Yeniden yaratmamiz gerekecek sanirim herseyi. En bastan tasarlamamiz gerek otekilerin de bulabilecegi herseyi. Anca ondan sonra buluruz tekrar birbirimizi.

Nefesimi tekrar buldum ama bir sure daha uzaklardayim. Korkma cok iyiyim. Daha once konustugumuzu hatirla. Etrafta renkler varsa hersey cok guzel.

Simdi uyuyorum. Uyandigimda bunlarin hicbiri olmamis olcak. Ne gecmis, ne gelece. Simdi var olmak icin uyuyorum..